Japonya hukuku

bullvar_katip

Administrator
Japonya Hukuku, Japonya'da hukuken düzenlenen kuralların bütünüdür. Tarihsel Gelişmeler Modern Öncesi Tarih Japonya'nın erken dönem hukukunun ciddi ölçüde Çin hukukundan etkilendiği düşünülmektedir. 7. yüzyılda gelişen ve kanunlaşan Ritsuryō öncesi dönem hakkında çok az bilgi bulunmaktadır. Çin alfabesinin Japonlar tarafından kabul görüp uyarlanmasından önce Japonlar tarihlerini kaydedebilecekleri yazı sistemlerine sahip değillerdi. Çin alfabesinden Japonlar daha önceki yüzyıllarda haberdardı. Ancak söz konusu harfleri kendi dillerine uyarlamaları üçüncü yüzyılda gerçekleşti. Bunun sebebi Japonların kıta medeniyetlerinin kültürel bakış açısını edinmedeki istekleriydi. Bu istek genel olarak doğrudan Çin ana kara imparatorluklarından değil, Kore krallığı gibi komşu ülkelerden kaynaklanmıştır. Konfüçyüsçülük (Çin) ve Budizm (Hindistan) sırasıyla MÖ 522 ve 284-5 tarihlerinde resmi olarak kabul görmüş ve yerel Japon düşünce sistemi ve etiğine kalıcı şekilde yerleşmiştir. David, Zweigert ve Kotz; bireysel çıkarlardan ziyade sosyal/grup/topluluk uyumunu vurgulayan Konfüçyüs'ün eski Çin doktrinlerinin Japon toplumunda çok etkili olduğunu, bu nedenle bireylerin uzlaşma ve anlaşmaya yönelerek hukuki ihtilaftan çekindiklerini ileri sürmektedir. Buna ek olarak tarım, dokuma, çömlekçilik, inşaat, ilaç ve tabaklama gibi üretime ilişkin pek çok kolaylık ve tekniğin Kore yarımadasından gelen göçmenler aracılığıyla Japonya'ya ulaştığı düşünülmektedir. Çeşitli noktalardan ulaşan göçmenler, Japonya'nın gelişiminde önemli ölçüde etkili olmuşlardır. Bazı teorilere göre bazı iç ve dış etkenler göçmen akışını hızlandırmıştır. Kore'de devam eden politik belirsizlik ve karışıklıklar; Çin hanedanları, krallıkları ve diktatörlükleri arasındaki merkez güç bulma çabaları, işgaller ve diğer çekişmeler dış etkenler arasında yer almaktadır. Söz konusu kargaşalar ülkelerinden sürülen veya kaçan çok sayıda mülteci meydana getirmiştir. Japonya'ya göç edenler arasında deneyimli devlet görevlileri ve seçkin uygulayıcılar gibi ayrıcalıklı sınıftan insanlar da vardı. Bu kişiler Japon mahkemelerinde görev almış ve göçmenlerin kendisi tarafından oluşturulan resmi kademe sisteminde yer verilmiştir. Diğer hukuki mercilerin de bu dönemde getirildiğini söylemek makuldür ancak bu konuda bilgi bulunmamaktadır. Buna rağmen sistematik olmaktan ziyade parça parça olsa da söz konusu olayların Japonya'ya ilk yabancı hukuk aktarımı olduğu söylenilebilir. Bu dönemde Japon hukuku yazılı değildi ve hamdı. Ayrıca resmi hukuk sistemi oluşturmaktan da çok uzaktı. Yine de Japon toplumunun resmi olmasa da hukuk kuralları olmadan yaşamını devam ettirmesi mümkün değildi. Çin tarih kitaplarında aynı zamana ait bazı genel tanımlara bakılarak sosyal hayatı düzenleyen hukuk kurallarına ilişkin tahminler yapılabilir. Bunların en önemlisi Kraliçe Himiko'nun ikinci ve üçüncü yüzyılda yönettiği Japon ülkesi Yamatai'yi (ya da Yamato) anlatan Gi-shi-Wajin-den 'dir. Bu kaynağa göre Japon yerel hukuku klan sistemine dayanmaktaydı. Her klan Japon toplumunun genel birliğini meydana getiriyordu. Klanlar geniş ailelerden oluşuyordu ve klanın başındaki şef aile üyelerinin haklarını korumakla ve suçluları cezalandırmakla görevliydi. Mahkemeler klan şeflerini etkili bir güç yapısına göre düzenlemişti ve klan sistemi aracılığıyla tüm toplum üzerinde otorite sahibiydi. Bu kuralların şekli tam olarak bilinmemektedir ama resmi güç nadiren belirlenebildiğinden yerel ve gayriresmî olarak değerlendirilmeleri mümkündür. Bu dönemde toplumu bir bütün halinde etkili şeklide yönetebilmek için daha güçlü bir hükûmet şekli ve birbirleri ile mücadele eden klan şeflerinin gayri resmi klan hukukundan daha gelişmiş bir hukuk sistemine ihtiyaç duyulmuştur. Yamatai, şaman olması ile tanınan Kraliçe Himiko'nun liderliğinde gerekli olan gücü elde eden ilk merkezi devlet olmuştur. Bu durum Yamatai'nin birbiri ile mücadele içinde olan klanları yönetebilmesini sağlayan bir mahkeme gibi bir ilk hukuk sistemine sahip olduğu iddialarını doğurmuştur. Bunun sonucu olarak bahsedilen hukuk sisteminin klan hukuku ve mahkeme hukuku olmak üzere ilke bir ikili sistemden meydana geldiği fikrine ulaşılmaktadır. Ayrıca söz konusu hukuk sisteminin ideolojik olarak daha sonra Şintoizme dönüşen, kami adı verilen çok tanrılı şamanistik dini-politik inanca bağlı olan yerel postülat üzerine kurulu olduğu iddia edilebilir. Söz konusu iddialara iki şart eklenebilir. İlk olarak sistematik olmasa da bazı Kore hukuku kurallarının aktarılmış olması gereklidir. Bu durum mahkemedeki rütbe sisteminde ve yerleşen göçmenlerin yerel adetlerinde görülebilir. İkinci olarak resmi hukuk, gayri resmi hukuktan açıkça ayrılmamıştır. Bunun sebebi yazılı kurallarının bulunmamasıdır. Buna rağmen merkezi hükûmet ilgilendiği sürece mahkeme hukuku yavaş yavaş resmi devlet hukuku olma yolunda ilerlemiştir. Bu sebeplerle ilkel ikili hukuk sisteminin kısmen Kore hukuku ve çoğunlukla yerel hukuk ile birlikte mahkeme ve klan hukukunu temel aldığı inkâr edilemez. İlkel olsa da ikili hukuk sisteminin bu özelliği ileri dönemde daha örganize ikili hukuk sistemine geçecek olan Japon hukuk sisteminin ilk örneğiydi. Yeni Gelişmeler ve Günümüzde Japon Hukuku Japon hukukunda modernleşme temelde Kıta Avrupası hukuk sistemi örnek alınarak az miktarda Anglo-Amerikan ögelerle başlamıştır. Meiji döneminin başında Avrupa hukuk sistemleri, özellikle Almanya ve Fransa hukuku, Japon hukuk ve yargı sisteminin ana modeliydi. İkinci Dünya Savaşı sonrasında işgal birlikleri Japon hukuk sisteminde köklü değişikliklere gitti. Mevcut kurallar ve sistemler Amerikan hukuku il değiştirilmeye veya bağdaştırılmaya başlandı. Anayasa, ceza muhakemesi hukuku ve iş hukuku, insan haklarını koruma konusunda önemli maddeler, ve şirketler hukuku önemli ölçüde elden geçirildi. Bu sebeple günümüzde Japon hukuk sistemi Kıta Avrupası ve Anglo-Amerikan hukuk sistemleri ile yerel Japon ve Çin karakteristiğinin birlikte olduğu hibrit bir sistemdir. Tarihsel boyutu günümüzde halen etkin olmakla birlikte Japon hukuku, son yirmi yılda çok köklü reformlar ve değişiklikler geçirmiştir. Hukukun kaynakları küçükresim|Japonya Ulusal Dieti, yasama işlemleri ile görevli ulusal yasama organıdır. Günümüzde Japonya'da var olan ulusal makamlar ve hukuk sistemi, 1947 tarihli Japon Anayasası'nın kabulü ile oluşturulmuştur. Anayasa, insan hakları ile ilgili 31 madde içermektedir ve kuvvetler ayrılığını üç erk ile sağlamaktadır: Yasama, Yürütme ve Yargı. Japonya Ulusal Dieti, Senato (üst meclis) ve Temsilciler Meclisi'nden (alt meclis) oluşan çift meclisli yüksek yasama organıdır. Anayasa'nın 41. maddesine göre Diet, Devlet otoritesinin en yüksek organı ve Devletin tek yasama organıdır. Yazılı hukuk kuralları Ulusal Diet'te kararı bağlanır ve onaylaması için usulen İmparator'a gönderilir. Mevcut anayasada İmparator'un veto hakkı veya Diet'ten geçen bir düzenlemeyi onaylamama imkânı bulunmamaktadır. Japon hukuk sistemi; Yüce Mahkeme, sekiz yüksek mahkeme ve 50 bölge ve aile mahkemesinden oluşur. Para cezası gibi hafif cezalar öngörülen suçlar ve hukuk davaları için 448 dar yetkili mahkeme görev yapmaktadır. Modern Japon Hukuk Sistemi'nin Altı Kanunu Japon hukukunun batılı ülkelerin hukukundan nakil yapılarak modernizasyonu, Japon İmparatoru'nun resmen gücü tekrar eline aldığı 1868 tarihli Meiji Restorasyonu ile başlamıştır. Japonya'da kabul edilen ilk ana düzenleme 1880 tarihli Ceza Kanunu'dur. Ardından 1889'da Japonya İmparatorluğu Anayasası, 1890'da Ticaret Kanunu, Ceza Muhakamesi Kanunu ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu; 1896 ve 1898'de Medeni Kanun kabul edilmiştir. Bu değişiklikler roppo (altı kanun) olarak adlandırılmış ve bu deyim daha sonra Japonya'nın tüm yazılı hukuku için kullanılır hale gelmiştir. Bu nedenle roppo terimi hem merkezi hem de yerel hükûmet ile ilgili idare hukuku ve uluslararası hukukta imparatorluğun yeni hükûmetinin yapmış olduğu tüm anlaşmaları kapsar hale gelmiştir. (Tokugawa Bakufu ile önceden ABD ve diğer ülkeler ile imzalanan anlaşmalara ek olarak) Günümüzde Altı Kanun: Medeni Kanun (民法 Minpō, 1896) Ticaret Kanunu (商法 Shōhō, 1899) Ceza Kanunu (刑法 Keihō, 1907) Japon Anayasası (日本国憲法 Nippon-koku-kenpō, 1946) Ceza Muhakemesi Kanunu (刑事訴訟法 Keiji-soshō-hō, 1948) Hukuk Muhakemeleri Kanunu (民事訴訟法 Minji-soshō-hō, 1996) Güney Kore ve Tayvan gibi diğer Asya ekonomilerinde olduğu gibi Japonya da Ticaret Kanunu'nu korumuştur. Ancak özel konularda ayrı kanunlar çıkarmış ve kanun metninde değişiklikler yapmıştır. Japon ticaret kanunu ayrıca ticaret ile uğraşanların işi nasıl yürüttüklerinin belirlenmesinde önemli rol oynayan bürokrasi ile karakterize edilmiştir. İçtihatlar Japonya'nın medeni hukuk sisteminde mahkeme içtihatları pratikte, kanunların nasıl yorumlanması gerektiği ile ilgili bağlayıcı olmayan bir kılavuzdur. Hakimler, karara bağlanacak konu ile ilgili Yüksek Mahkeme kararlarını özellikle göz önünde bulundurduklarından pratikte içtihatların anlamı çok büyüktür. Medeni hukuk Japon Medeni Kanunu (民法 Minpō, 1896) 1896'da hazırlanmıştır. Tasarı aşamasında Alman Medeni Kanunu'nun ilk taslağı ve Fransız Medeni Kanunu temel alınmıştır. Kanun beş kitaptan oluşmaktadır. Aile ve miras konularında Japon feodal sisteminin temelini oluşturan eski ataerkil aile sisteminin izleri görülmektedir. Savaş sonrası değişikliklerin büyük çoğunluğu da bu bölümlerde gerçekleştirilmiştir. O dönemde geçmişe biat etmenin gerekli görülmemesi veya istenmemesi nedeniyle aile ve miras hukukuna ilişkin konular Avrupa hukukuna yakın hale getirilmiştir. Japon Medeni Kanunu, Kore Cumhuriyeti ve Çin Cumhuriyeti (Tayvan) gibi bazı doğu asya ülkelerinin medeni kanunlarının gelişiminde önemli rol oynamıştır. 1945'teki Amerikan işgalinden sonra bile çoğunlukla değişmeden kalan kanunun sadece beşinci (aile hukuku) ve altıncı (miras hukuku) bölümleri işgal sürecince tümüyle elden geçirilmiştir. Sözleşmeler Japon sözleşmeler hukuku, çoğunlukla Medeni Kanun'u temel alan, genel olarak ve bazı sözleşme türlerinde özel olarak tarafların hak ve borçlarını tanımlayan hukuktur. Kawashima'ya göre Medeni Kanun teorisi yüklenicinin işi kararlaştırılan bedel ile "tamamlaması"nı ve o zamana dek ortaya çıkan masrafların riskini üstlenmesini öngörmektedir. Fakat savaş öncesi kamu sözleşmelerinde mücbir sebep halinde külfetin yükleniciden iş sahibine geçeceği öngörüldüğü ancak iş sahibinin bu konuda takdir hakkının bulunduğunu da eklemektedir. Kawashima, mücbir sebep halinde Kanunun 415. maddesi gereğince yüklenicinin akdi sorumluluktan kurtulacağını ve deneyimsiz birinin kanun maddesinden bunu anlayabilmesi için akademik teorinin yol göstericiliğine ihtiyaç duyabileceğini ayrıntılı şekilde açıklamamaktadır. Bununla birlikte eser sözleşmeleri (ukeoi keiyaku) de dahil olmak üzere iki taraflı sözleşmelerin tümüne uygulanan 536(1)—a maddesi gereğince iş sahibinin de ifa borcundan kurtulacağını belirtmemektedir. Bu durumda şunu da söylemek gerekir; iş sahibinin zararın bir kısmını üstlenmesine imkan tanımak için Kanun hükmünden farklı şekilde sözleşme şartı düzenlemek doktrinde olarak adlandırılmaktadır ve geçerli kabul edilmektedir. 1990'lı yıllarda Uchida tarafından geliştirilen "bağıntısal sözleşme teorisi", çağdaş toplumsal uygulamalar ile "klasik" (kotenteki) sözleşmeler hukukunun hukuki değeri arasındaki uçurumu ortaya koymuştur. Uchida, günümüzde Japon hukuk sisteminin bireycilik ve özgürlük değerlerinin "modern" (kindaiteki) paradigmasından meydana gelen komüniter değerleri ortaya çıkardığını fakat günümüzde kabul edilebilir şekilde cazip göründüğünü ileri sürmektedir. Uchida'nın teorisinin en son yeniden ifadesi, çağdaş sözleşmeler hukukunun iki belirgin aşamada problem yaşadığını ileri sürmektedir: sözleşme uygulamaları ya da sosyal gerçeklik (tip sözleşmeler, yeni sözleşme türleri, vb.) ve sözleşme kuralları (özellikle içtihat hukukunda). Dworkin'i yakından takip eden Uchida, sözleşmeler hukuku prensipleri çerçevesinde hukukun "bütünlüğü"nü (seigosei) koruduğunu farzetmektedir. Daha sonrasında Medeni Kanun'un 1. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "İyiniyet ilkesi" (shingi seijitsu no gensoku) içtihatlarından kaynaklanan altı yükümlülük ortaya koymaktadır: sözleşme görüşmelerinin sonlandırılmasından doğan sorumluluk, bilgi verme yükümlülüğü, yeniden anlaşma yükümlülüğü, zararı azaltma yükümlülüğü, haklı sebep olmaksızın sözleşmesel ilişkiyi sonlandırmama yükümlülüğü ve tazminat sorumluluğunun uyarlanması. Bu ilkeler sözleşmesel ilişkilerin altında yatan, klasik ya da moden sözleşmeler hukuku ile bağdaşmayan "devamlılık ilkesi"ni ortaya koymaktadır. Haksız fiiller Takao Tanase'nin 1990 yılında Law and Society Review'de yayımlanan "The Management of Disputes: Automobile Accident Compensation in Japan" (Uyuşmazlıkların Yönetimi: Japonya'da Trafiz Kazası Tazminatı) başlıklı makalesinde, idari ve hukuki işlemlerin planlı yapısının, sosyal ilişkilerin düzenine yönelik kültürel eğilime sahip olmadığını, ülkede sürekli mevcut olan düşük dava sayısını da göz önüne alarak ortaya koymuştur. Tanase, 1986 yılında Japonya'da meydana gelen ölümlü veya yaralanmalı trafik kazalarının %1'inden daha azının haksız fill davasına konu edildiğini gözlemlemiştir. Aynı sene ABD'de bu oran %21.5'tir. Bu farklılık kaza mağdurlarının pasifliğini yansıtmamaktadır. Mağdurlar haksız fiil hukukuna dayanan taleplerde bulunmuşlar ve karşılığında kusurlu sürücü ve onun sigorta şirketinden tazminat almışlardır. Tanase'nin belirttiği üzere dava sayısının düşük olmasının nedeni Japonya'da kusur değerlendirmesi, mağdurların hakları konusunda bilgilendirilmesi, uygun tazminat miktarının hesaplanması ve ödemenin garanti altına alınması konularında dava dışı yöntemlerin mevcut olmasıdır. Tanase, dava açılmadan önce davaya konu olacak iddiaların dava dışı uyuşmazlık çözüm yöntemleri ile nasıl çözümlendirildiğini de açıklamıştır. Bu yöntemlerden biri mahkemeler yanında arabuluculuk hizmeti yürüten Trafik Kazası Uyuşmazlıkları Çözüm Merkezleri'dir. Hak sahibi ayrıca devlet, barolar birliği ve sigorta şirketleri tarafından işletilen danışma merkezlerine de başvurabilir. Arabuluculuk ve danışma merkezleri, Japon yargı sisteminin kaza mağdurları için tahmin edilebilir ve makul tazminat hakkı öngören açık ve detaylı kurallar üzerinde yoğun şekilde çalışması nedeniyle etkili bir biçimde çalışmalarını sürdürebilmektedir. Tanase makalesinde ayrıca Japon sigorta şirketlerinin tazminat miktarını tamamen karşılamaktan kaçınma konusunda ABD'deki şirketlere göre daha az nedeninin bulunduğunu belirtmiştir. Bunun sebebi Ekonomi Bakanlığı'nın sigorta firmalarının bedellerini düzenlemesi, makul bir geri dönüşü garantilemesi ve motorlu araç sigortalayan şirketler arasında zarar paylaşımını zorunlu hale getiren düzenlemeler yapmasıdır. Tanase bu uygulamaların zarar görene makul katkı sağlayan, toplumsal sigorta programı benzeri bir sigorta sistemi oluşturduğunu ileri sürmektedir. Tanase'nin hesaplamasına göre hukuki giderler mağdura ödenen miktarın sadece %2'sini oluşturmakta ve arabuluculuk ile tahsilat işlemleri toplama oranla %0.2'lik bir masraf çıkarmaktadır. ABD'de 1980'li yıllarda avukatla görülen bu işlerde oran %24; kırık, yanık gibi daha ağır yaralanmalarda ise %57'dir. Talep eden, avukata vekalet verdiğinde genellikle karşı taraf ya da onun sigorta şirketi de bu konuda avukat görevlendirmektedir. Bunun sonucu olarak avukatlık ücreti toplam miktarın %47'sine ulaşabilmektedir. Sigortası bulunmayan veya düşük bedelle sigorta yaptıran sürücülerin fiilerinden doğan zararlarda bu durum mağdurların çok düşük bir meblağ elde etmesi sonucunu doğurabilmektedir. Bütün bu sayılanlar Japonya'nın bürokratik legalizmini cazip hale getirmektedir. Ancak Tanase 1990 yılındaki makalesinde hukuk sisteminin bürokratik kolaylık ve verimliliği mi esas alması gerektiğini yoksa adaletin sağlanması ve değişen değerlere uygun olmasının mı esas alınması gerektiğini sorgulamıştır. Makalede belirttiği üzere Japon sistemi, agrasif davranan mağdurların çok daha yüksek tazminatlar alabilmesine imkân tanımaktadır. Bu durum Tanase'ye göre, düşük dava sayısı ve standartlaşmaya verilen önem de göz önüne alındığında, mahkemeleri yeni iddiaları değerlendirmeye ve hukuku iyileştirmeye zorlamadığından hukuki gelişimin durmasına neden olabilir. Sonuç olarak Tanase'ye göre paradoksal olarak Japon elitinin halkın elindeki hukuki silahı işlevsiz hale getirmesi kasıt olmaksızın bu sistemin meşruluğunu yitirerek başarısız olmasının tohumlarını atmıştır. Mülkiyet Diğer Kıta Avrupası Hukuk Sistemi ülkelerinde de olduğu gibi Japonya'da kiracının haklarına önem verilmektedir. Malik, "haklı bir sebep" olmaksızın sözleşmeyi tek taraflı olarak sona erdirme hakkına sahip değildir. Araziyi geliştirmek için binalarını yıkma kararı alan pek çok malik, kiracılarının haklarını karşılamak durumunda kalmaktadır. Bu durumun en bilinen örneği önceki kiracılara yeni binalarda özel teklifler sunulan Roppongi Hills'dir. Kiracı haklarına verilen öneme rağmen devlet kamulaştırma yetkisine sahiptir ve makul bir tazminat ödediği sürece kamuya hizmet etmesi amacıyla taşınmazı kamulaştırabilir. Devlet söz konusu gücünü II. Dünya Savaşı döneminde ortadan kalkan soyluluk sisteminin topraklarını bölmek ve çok ucuza çiftçiye satmak için kullanmıştır. Narita Uluslararası Havalimanı da kamulaştırma gücünün kullanıldığı diğer bilinen bir örnektir. Şirketler hukuku Japonya'nın mevcut şirketler hukuku, 30 Aralık 2005 tarihli Ticaret Kanunu'na dayanmaktadır. Hissedarların sorumluluğu konusunda Amerikan hukuku ile benzerdir. Japon hukukunun temel şirket türleri şunlardır: Sınırlı sorumlu ortaklıklar (yūgen sekinin jigyō kumiai) Kabushiki kaisha (K.K.), Anglo-Amerikan sistemindeki şirkete benzemektedir. Godo kaisha (GDK), Amerikan sistemindeki sınırlı sorumlu şirkete benzemektedir. Gōmei kaisha (GMK), Anglo-Amerikan sistemindeki kolektif şirkete benzemektedir. Gōshi kaisha (GSK), Anglo-Amerikan sistemindeki komandit şirkete benzemektedir. Ceza hukuku Ceza Yargısı Sisteminin Tarihi Meiji Dönemi (1867–1912) öncesinde imparatorun aile üyeleri veya onların atadıkları yargıçlar geniş oranda takdir hakkına sahiplerdi. Bu durum yetkinin kötüye kullanılmasına yol açmaktaydı. Ceza hukuku sisteminin suçlularla esas başa çıkma yöntemi ölüm cezasıydı. Feodalizm içerisinde yetki sahipleri, politik rakiplerini alt etmek için sıklıkla ölüm cezası yoluna başvurmaktaydı. Ancak Meiji Dönemi sonrasında batı kültürünün etkisiyle hükûmet, çağdaşlaşmaya başlayan Japon toplumunu yansıtan kanunlar çıkarmaya başladı. 1907 yılında Batı ülkeleri ile uyum sağlamak amacıyla ceza kanunu ve cezaevi kanunu çıkartıldı. Bununla birlikte faillerin hakları konusunda savaş sonrası döneme dek önemli değişikliklere gidilmedi. Yeni Anayasa'yı temel alan Ceza Yargılaması Kanunu, işgalci güçlerin kanunları yönünde önemli değişiklikler yaşadı. Bu yeni sistem içerisinde polisin, savcının ve hakimin görevlerinde değişiklikler yapıldı. Ne yazık ki büyük oranda polisin yeni sisteme uyum sağlayamaması sebebiyle çok sayıda dava adli hatalar ile sonuçlandı. Juri sistemi 1939'da getirilmesine rağmen o dönemki ceza hukuku sisteminin katılığı sebebiyle pratikte uygulamaya geçemedi. Buna ek olarak uzman hakimler Japon toplumu içerisinde büyük bir güvene sahipti. Savaş sonrasında polisler ABD'nin tavsiyesi üzerine kılıç yerine silah taşımaya başladı. Ceza Kanunu (1907), Çocuk Kanunu (1947) ve Cezaevi Kanunu (1907) gibi ana kanunlarda değişiklik yapılması konusunda tartışmalar sıkça yaşansa da Ceza Kanunu'na koruyucu tedbirlerin getirilmesi, çocukların cezalandırılması ya da sanıkların polis nezarethanesinde hapsedilmesi uygulamasının terk edilmesi gibi hassas konularda düzenlemeler öngörüldüğünden değişiklik planları oldukça tartışmalı olmuştur. Japon toplumu değişiklik konusunda görece daha tutucu davranmakta ve çoğunlukla karşı çıkmaktadır. Hükûmet bir dizi ek yaparak eski kanunlarda değişiklik yapmaya çalışmıştır. Suçlar Suçların sınıflandırılması Hukuki sınıflandırma = Japon Ceza Kanunu'nun üç ana suç kategorisi; devlete karşı işlenen suçlar, topluma karşı işlenen suçlar ve bireylere karşı işlenen suçlardır. Bu kanun imparatorun ve devletin gücüne önem veren eski Anayasa döneminde yürürlüğe girmiştir. Bunun sonucu olarak imparatorun ailesine ve devlete karşı işlenen suçlar üzerinde çokça durulmuştur. İmparatorun ailesine karşı işlenen suçlar İkinci Dünya Savaşı sonrasında kaldırılsa da kanunun temelinde çok az değişiklik yapılmıştır. Kanunu baştan ele alan bir değişiklik bulunmadığından görünüş olarak çağdışı kaldığı söylenebilir. Ceza yargılaması sistemi devletin günlük hayatta bireylerin haklarını koruma görevini yansıtmaktadır. Hayata, bireye ve özgürlüğe karşı işlenen suçlar arasında insan öldürme, saldırı, yaralama, cinsel dokunulmazlığın ihlali, cinsel taciz ve kaçırma yer almaktadır. Eşyaya karşı işlenen suçlar arasında hırsızlık, dolandırıcılık, soygun, gasp ve güveni kötüye kullanma yer almaktadır. Hırsızlık suçuna çok geniş anlam verilmiş olup ev soymak, mağaza hırsızlığı ve araçtan hırsızlığı da kapsamaktadır. Suç istatistiklerine göre tren istasyonu önünden bisiklet çalmak en yaygın karşılaşılan hırsızlık türüdür. Kundaklama, hayasızca harekette bulunma ve kumar gibi toplumda husursuzluk yaratan suçlar topluma karşı suçlar kategorisinde yer almaktadır. Rüşvet, devlete karşı suç kabul edilmektedir. Özel kanunlar = Silah ve kılıç kontrolü kanunları, toplum ahlakını etkileyen işletmelerin düzenlenmesine ilişkin kanunlar, fuhuşla mücadele kanunları, organize suçlarla mücadele kanunları ve karayolu trafiği kanunları bu kategoridedir. Japonya'da trafik suçları yaygındır. Her yıl 11.000 kişi trafik kazalarında hayatını kaybetmektedir. Vatandaşların birlik kurması konusunda 1992 yılındaki tartışmalardan sonra organize suçlarla mücadeleye ilişkin Boryokudan suç örgütlerinin faaliyetleri düzenleyen yeni bir yasa kabul edilmiştir. Ceza sorumluluğu yaşı = Japonya'da 20 yaşın altındaki kişiler hukuken çocuk kabul edilmektedir. Çocuk Kanunu'na göre çocuklarla ilgili davalar aile mahkemelerinde görülmektedir. Mahkeme çocuk hakkında koruyucu önlemlere ve en faydalı tedaviye de karar vermektedir. Koruyucu önlemler arasında denetimli serbestlik memurlarının gözetimi altına alma, eğitim ya da çalışma veya bağımlı evine gönderme ve çocuk eğitim okuluna gönderme yer almaktadır. Çocuk Kanunu'na göre çocuklara ilişkin davalar kural olarak yetişkinlere ilişkin davalardan ayrı görülmektedir. Ancak ciddi bir suçun işlenmesi halinde çocuklar ceza mahkemesinde yargılanabilmektedir. Uyuşturucu maddelere ilişkin suçlar = Kenevir, narkotik maddeler ve psikotroplar, uyarıcılar ve afyon konusunda özel kanunlar bulunmaktadır. Uyuşturucuya ilişkin düzenlemeler kullanma, ticaretini yapma, bulundurma ve üretmeyi kapsamaktadır. Birleşmiş Milletlerin standartları uyum sağlamak amacıyla 1990'lı yıllarda uyuşturucu madde konusunda yeni düzenlemelere gidilmiştir. Tolüen, tiner ve yapıştırıcı maddeler konusunda da ayrı kanun bulunmaktadır. Bu maddelerin kullanımı ucuz olması nedeniyle gençler için büyük tehdit oluşturmaktadır. Japon toplumunda en yaygın olarak kullanılan uyuşturucu madde, diğer Asya ülkelerinden yüklü miktarda ülkeye sokulan amfetaminlerdir. Organize suç çeteleri amfetaminlerin dolaşımı ve üretimini sağlamakta ve bunun sonucunda büyük miktarda gelir elde etmektedir. Suç istatistikleri Polis, savcılık, mahkeme, ıslah ve salıverilme sonrası bakım bölümleri yıllık olarak kendi istatistiklerini yayımlamaktadır. Adalet Bakanlığı söz konusu istatistikleri toplayarak "Suçta Beyaz Sayfa" kitabını yayımlamaktadır. Birimler arası ülkesel işbirliği sayesinde Japonya'daki suç durumunun bu şekilde toplanması mümkün olabilmektedir. Fikri mülkiyet hukuku Bakınız: Japon telif hukuku, Japon paten hukuku ve Japon marka hukuku Aile hukuku Bakınız: Japonya'da aile hukuku İş hukuku Kolluk kuvveti Hukuk mesleği Ayrıca bakınız Japonya Anayasası Japonya Hükûmeti Ulusal hukuk sistemleri listesi Belirli kanunlar Meiji Anayasası (mülga) Barışın Muhafazası Kanunu (mülga) Yeni (2006) Şirketler Kanunu Kaynakça
 
Geri
Üst